Kültür Sanat

Kaldırım Serçesi: Edith Piaf

Trajedilerle örülü bir hayat, kariyer ve aşklar: Ölümünden 60 yıl sonra dahi unutulmayan Edith Piaf’ın hayatına dair kısa bir özet.

“La Môme ” yani ‘kaldırım serçesi’ olarak zihinlerimize kazınan Edith Piaf, her şeyden önce 1940’ların ataerkil toplumunda, tutkuyla hayata karşı savaşma özgürlüğünü bulmaya cüret eden bir kadındır. L’Hymne à l’Amour, La Vie en Rose, Je ne Regrette Rien; trajedilerden, kırık aşklardan ve bağımlılıklardan oluşan deneyiminin bir yansıması. 

Piaf aynı zamanda savaş sonrası New York’u baştan çıkarmayı bilen küçük Parisli olarak bilinir ve 1950’lerin müzik holünün büyük sanatçılarının kariyerini şekillendirir. Çalkantılı hayatı ve yeteneğiyle, ölümünden sonra olağanüstü kariyere sahip bir efsane haline gelen “sokak çocuğu” olarak Fransız şarkı efsanesini her zaman yaşatacaktır.

Edith Piaf: Özgür ve Tutkulu Bir Kadının Romantik Hayatı

Çok da pembe olmayan bir hayat*

Edith Giovanna Gassion, babası cepheye seferber olurken 19 Aralık 1915’te Paris’te dünyaya gelir. Ne annelik içgüdüsüne ne de onu yetiştirecek imkanlara sahip değildir Annesi. Bu yüzden küçük Edith’i büyükannesinin yanına yerleştirir. Orada Piaf hijyen eksikliği içinde yaşar. Onun iyiliği için endişelenen babası onu almaya gelir. Akabinde Edith’i Normandiya’da bir genelev sahibi olan babaannesine emanet eder. 1922’de onu aramak için geri döner ve 8 yıl boyunca sokak sanatçılarının sefil hayatını yaşarlar. Bir yandan akortçular çalarken, genç kız popüler şarkıları mırıldanarak ancak birkaç kuruş toplamaktadır. En iyi bildiği şarkıyı yani Fransa millî marşı La Marseillaise’i söylemeye başlar.

1930’da en yakın arkadaşı Simone ile Belleville ve Pigalle sokaklarında şarkı söylemeye giderler.

Edith Piaf’ın biyografisi aslına bakarsak bir peri masalı romanından çok uzaktır. Çocukluğunu bir trajedi olarak yaşamak bir yana, tek çocuğunu kaybetmesi de hayatına ayrı bir hüzün katar. 1933’te Louis Dupont’a olan aşkının meyvesi olan küçük Marcelle dünyaya gelir. Fakat daha iki yaşındayken menenjit nedeniyle hayatını kaybeder. O zamanlar beş parası olmayan Edith, çocuğunun cenazesini ödemek için fahişelik yapmak zorunda kaldığını çok sonra kabul eder. 

Sevgi Dolu ve Tutkulu Bir Kadın

Kadınların erkeklerle eşit olmaktan uzak olduğu bir zamanda, Edith geleneklere karşı gelir ve hayatını uygun gördüğü şekilde yaşar. Maceraları sayısızdır ve her zaman tutkuludur diyebiliriz. Sayısız aşk yazışmalarından birinde şöyle yazar: “Aşkta kendimizi iyi olmaya adamıyoruz, hayır. Acıyla, neşeyle seviyoruz ama hepsinden önemlisi asla düzlükte değiliz! Sabahtan akşama kadar titremiyorsan, başarısızsın demektir!” Bu aşkı, Marcel Cerdan ile tanıyacaktır.

Edith ve Marcel 1948’de Amerika’da bir araya gelir. Piaf New York sahnesinde zafer kazanırken, Cerdan Dünya Boks Şampiyonu olur ve savaş sonrası Fransa’da kahramanlar rütbesine yükselir. Evli ve üç çocuk babasıdır ancak ailesine olan güçlü bağlılığına rağmen Edith Piaf’a çok aşık olur. Tutkularını güpegündüz yaşarlar ve birbirleri olmadan yapamayacak duruma geldikleri bilinir. 

Ekim 1949’da Marcel, Paris’te Edith’in yanına geldiğinde trajik bir uçak kazasında ölür. O kadar korkunç zamanlar yaşar ki Piaf, romatoid artriti tetiklenir. Her şeye rağmen ertesi gün sahneye çıkar ve yeni şarkısı Hymn to Love’ı Marcel’e ithaf eder. Acı ve keder arasında sanatçı yavaş yavaş morfin ve alkole bağımlı hale gelir. Büyük aşkını kaybettiği için kendini teselli etmesi yıllar alacaktır.

Edith Piaf

Piaf, Fransız Şarkılarının Efsanesi Haline Gelen Kaldırım Serçesi

Yetenekli bir şarkıcı ve tercüman

1935’te Louis Leplée onu fark ettiğinde, Edith yaklaşık 13 yıldır Paris sokaklarında ve küçük kabarelerde şarkı söylüyordur. Champs-Élysées’deki bir kabare müdürü, Edith’i “ la môme Piaf ” takma adı altında takdim etmeye karar verir. Polydor’un sanat yönetmeni Jacques Canetti, onun güçlü sesini fark eder ve ona ilk albümünü kaydettirir. Leplée öldüğünde, yapımcı Raymond Asso onu himayesine alır. Onu gerçek bir müzikhol profesyoneli yapma hırsındadır diyebiliriz. Başarı hızla gelir ve “Çocuk Piaf ”ın değişimi kaçınılmazdır.

1936’da Edith Piaf, Alhambra’da ve ardından Bobino’da şöhret olmaya devam eder. Mart 1937’de Paris’in en ünlü müzik salonu olan ABC’de ilk kez sahne alır. Eserleri radyoda yayınlanır ve destek bulur. Piaf, Fransız şarkılarının büyük bir yıldızı haline gelir ve savaş sırasında bile şarkı söylemeyi bırakmaz.

Amerika’yı fethetmek için fazla parizyen!

Piaf, 1947’de Compagnons de la Chanson ile bir Broadway turu için Atlantik’i geçer. Halkın anlamadığı bozuk bir İngilizceyle yorumladığı şarkılarıyla.. 

Ancak Fransa’ya aşık olan Amerikalı gazeteci Virgile Thomson, Piaf’ı kurtarır. New York Herald Tribune’de bununla ilgili muhteşem bir inceleme yazar. Birkaç gün sonra Edith Piaf, Le Versailles kabaresinde Big Apple’da sahne alır ve büyük bir başarı elde eder. 1953’ten itibaren Piaf, şehirde hiç uyumayan büyük bir yıldız olur. Carnegie Hall’daki konserleri bir zaferdir. Ancak, sık sık gülüyor, küçük siyah elbisesindeki bu zayıf figür, sofistike bir Parisli gibi görünmüyordur. Ne olursa olsun, Piaf şarkı söylemeye başlar başlamaz odayı büyülemekte ve dinleyicilerini muhteşem yeteneğinin derin sularına çekmektedir.

Ölümünden Sonraki Kariyeri ve Bir Efsanenin Doğuşu

“Ölüm yoktur”

1959’da Piaf, hastalık ve bağımlılıktan bitkin bir halde New York’ta bir sahnede bayılır ve ani bir kararla Fransa’ya döner. Bu olaydan sonra bir daha asla Amerika topraklarına dönmeyecektir. Olympia’yı iflastan kurtarmak için son gücünü kullanır ve “Je ne Regrette Rien”’i söyler.

Edith Giovanna Gassion, 10 Ekim 1963’te 47 yaşında hayata veda etti.

Edith Piaf biyografisi burada bitiyor ama efsanesi devam ediyor! 

Bugün Piaf, Atlantik de dahil olmak üzere dünya çapında en popüler olan Fransız sanatçıdır. Ölümünden yaklaşık 60 yıl sonra dahi bu muazzam sanatçının şarkıları unutulacak gibi görünmüyor. En büyük yıldızlar onun çalışmalarının zamansızlığını fark ediyorlar. Louis Armstrong’dan Serge Gainsbourg’a, Jeff Buckley veya Cher aracılığıyla, her kuşaktan ve her kesimden birçok şarkıcı onun başarılarını üstleniyor ve muazzam mirasını yaşatıyor. Edith tarafından yazılan La Vie en Rose, uluslararası alanda en çok telif hakkı getiren Fransızca şarkılar arasında hala ilk 10’da yer alıyor.

Şarkıların yanı sıra sinema ve televizyon da mitin sürdürülmesine katkıda bulunuyor. Olivier Dahan’ın filmi La Môme, 2007’de olağanüstü bir başarı elde edip Marion Cotillard’a en iyi kadın oyuncu Oscar’ını kazandırır. Amerika’yı baştan çıkaran küçük Fransız kadın efsanesi yok olmayacaktır. 

Bu efsaneyi destekleyici bir durumdur ki, Ekim 2020’de Netflix pembe dizisi “Emily in Paris”, Je ne Regrette Rien  şarkısını canlandıracak ve Piaf’ın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en popüler TV dizisi başlıklarının aylık sıralamasında en üst sırada yer almasını sağlayacaktır.

Edith Piaf, légion d’honneur (onur nişanı) hiçbir zaman almamış, hayatı her zaman pembe olmamıştır. Yazar Colette gibi, Katolik Kilisesi onu “kamu günahı durumunda” yaşadığı için dini bir cenaze töreninden mahrum edecektir. 

Ancak Paris’te bir sokak çocuğunun dünyaya bıraktığı muazzam mirası kimse ondan alamayacaktır. Bu da Piaf’ın hiçbir şeyden pişman olmayacağı tezini güçlendirir! 

Yazar Hakkında

Aydan Bayar

2 Comments

Yorum yap

Paylaş
Bağlantıyı kopyala