Kültür Sanat Tarih

Gizemli Paris Efsaneleri

Tüm ihtişamıyla dikkat çeken Paris, ziyaretçilerinin merakını uyandıran korkutucu ve karanlık hikayelerle doludur. İşte gizemli Paris efsaneleri!

Paris, Orta Çağ’dan günümüze kadar uzanan eski bir şehirdir. Bu nedenle, geçmişten kalan gizem ve efsanelerle dolup taşar. Başkentin eski ve karanlık sokaklarında, tuhaf anekdotlar ve ürkütücü söylentilerle karşılaşabilirsiniz. Hikayeler ise bir o kadar etkileyicidir. Öyle ki, dünyanın dört bir yanına yayılmış ve hala ziyaretçilerin merakını cezbetmektedir. Hatta günümüzde, gizemli Paris turları alternatif bir rota sunmaktadır. Yamyamlardan hayaletlere, lanetli ve kanlı karakterlere kadar her türlü efsaneye rastlamak mümkündür. Gizemli Paris efsaneleri hala canlılığını korur. İşte sizler için derlediğimiz, Paris’in en karanlık efsanelerinden ve hikayelerinden bazıları. Ancak unutmayın, ne kadar efsane olursa olsun bazen doğruluğunu kanıtlayacak ipuçlarına da rastlayabilirsiniz!

1. Şeytani Berber ve Pastacı

Île de la Cité’nin tam kalbinde, 14. yüzyılda yaşanmış korkunç bir söylenti dolaşır. Efsaneye göre, burada bir pastacı ve bir berber dehşet verici suçlar işlemişler. Öncelikle, berber kurbanlarının boğazlarını keserek onları parçalıyormuş. Berber ve pastacı dükkanları arasında gizli bir bağlantı kapısı varmış. Böylece parçalanmış insan etlerini kolayca pastacıya gönderebiliyormuş. Komşusu pastacı ise bu ceset parçalarını kullanarak lezzetli pastalar yapıyormuş. Hatta, VI. Charles’ın da bu pastaların müdavimi olduğu söylentiler arasındadır.

Uzun yıllar hiçkimse bu dehşet verici olaydan şüphe duymamış. Ancak bir kurbanın köpeği, berber dükkanının önünde sürekli uluyarak oradan ayrılmıyormuş. Nihayetinde, mahalleli ve güvenlik güçleri bu durumdan şüphe duymuşlar. Ani bir baskınla bu karanlık işi gün yüzüne çıkarmışlar. Ardından suçluları demir kafeslerde diri diri yakmışlar. Dükkanları ise tamamen harap edip yıkmışlar. Bu hikaye, gerçek mi yoksa efsane mi kesin bir sonuç yoktur. Ancak berberler Orta Çağ toplumunda güvenilmez olarak kabul görmüşler. Kanla olan yakın ilişkileri nedeniyle birçok karanlık efsanenin doğmasına sebep olmuşlardır. Günümüzde bu hikaye, ünlü yönetmen Tim Burton’un “Sweeney Todd” filmine de ilham kaynağı olmuştur.

2. Tuileries Sarayı’nın Kanlı Hayaleti

Kanlı Adam hayaleti, felaket ve trajedilerin habercisi olarak nam salmıştır. Aslında hikaye, Jean l’Ecorcheur adında bir kasabın cinayete kurban gitmesiyle başlar. Dönemin kraliçesi Catherine de Médicis, batıl inançlara oldukça düşkündür. Bu sebeple çeşitli büyülerde ve ritüellerde kullanmak üzere hayvan parçalarını bu kasaptan alır. Ancak Jean l’Ecorcheur sadece kraliçenin tedarikçisi değildir. Kraliçeye dair pek çok sırrı da bilmektedir. Bir gün, Kraliçe Médicis’in saray yaptırmayı planladığı araziden dolayı l’Ecorcheur ile arasında bir tartışma çıkar. l’Ecorcheur kraliçeyi sırlarını yaymakla tehdit eder. Bu sebeple Kraliçe, Neuville adında birine kasabın boğazını kestirtir. Ancak Neuville boğazını kestiği adamla dönüş yolunda kanlar içinde tekrar karşılaşır. Olay mahaline dönen Neuville, yerde cesedi görür. Adamın öldüğünden emin olarak yoluna gider. Fakat yolda tekrar kanlı adam karşısına çıkar. Bu olay tam üç kez tekrarlanır ve en sonuncusunda kanlı adam “Geri geleceğim!” diye bağırır.

Daha sonra efsane kanlı adamın farklı dönemde ortaya çıkmasıyla devam eder. İlk olarak Kraliçe Médicis’in astroloğu Côme Ruggieri’ye kendini gösterir. Ona, kraliçenin Saint-Germain yakınlarında öleceği haberini verir. Bu sebeple kraliçe, hayatını Saint-Germain’den uzak yerlerde geçirir. Ancak ölüm döşeğinde yanındaki rahibe Saint-Germain soyadlıdır. Hayatı boyunca kaçmış olsa da kaderi onu yakalamıştır.

Kanlı hayalet zaman içinde başka insanlara da kendini göstermiştir. Bunlardan biri Marie- Antoinette’tir. Kanlı adam elindeki mızrağa bir kalp takarak görünmüştür. Dehşete düşen Antoinette, birkaç gün sonra hapisaneye götürülmüştür. Ardından giyotinle idam edilmiştir.

Efsaneye göre Kırmızılı Adam, Waterloo Savaşı öncesinde Napolyon’a da kendini gösterir. Son olarak ise Tuileries yangını sırasında insanlara görünür ve kaybolur.

3. Lanetli Krallar Efsanesi

14. yüzyılda, Paris çarpıcı bir olaya tanıklık eder. Kral Philippe le Bel, boşalan devlet hazinesini doldurmak için bir yol aramaktadır. Çözüm olarak Tapınak Şövalyeleri’nin zenginliklerine el koymayı bulur. Daha sonra bu iş için Papa Clemens ile ittifak kurar. Böylece 13 Ekim 1307 yılında bir Cuma günü, başlıca şövalyeleri tutuklar. Hızlı bir yargılama süreci başlar. Şövalyeler, Mesih’i inkar, puta tapınma ve sodomi uygulamalar gibi suçlar nedeniyle ceza alırlar. Tapınak şövalyeleri ustalarından Jacques de Molay, Île de la Cité’de yakılanlar arasındadır. Bu infazın akabinde öfkeli şövalyelerden birisi efsaneye konu olacak büyük bir laneti dile getirir:

“Papa Clemens! Kral Philippe! Bir yıl içinde sizi Tanrı’nın mahkemesine çağırıyorum, adil cezanızı alasınız diye! Lanetliler! Lanetliler! Tüm soyunuzun on üçüncü kuşağına değin lanetliler!”

Bu acı sözler en kısa zamanda gerçek olmaya başlar. İlk olarak Papa Clemens, sebebi belli olmayan bir hastalıktan dolayı bir ay içerisinde ölür. Ardından Philippe le Bel, henüz kırk altı yaşındayken beyin kanamasından vefat eder. Kralın ardından oğulları tahta geçer. Öyle ya, tüm oğullar genç yaşta yerlerine bir varis bırakamadan ölürler. Böylece, Fransa’nın en köklü hanedanlarından Capet Hanedanı son bulur.

Yaşanan olay efsane mi gerçek mi hala kesin bir bilgi yoktur. Ancak, Paris’te Jacques de Molay adına bir anı plaketi asılmıştır.

4. Bièvre Sokağının Cadısı

Bièvre sokağında “Père Hubert” adlı mekanı miras yoluyla bir bağcı devralır. Güzel eşiyle beraber Paris’e taşınırlar. Bir gün bağcı, eşini bir çingene ile masada kart falı bakarken bulur. Bu duruma öfkelenen adam, köpeğiyle çingeneyi kovalar. Çingene kadın köpeğe anlaşılmaz sözler ederek parmağını doğrultur ve oradan gider. Birkaç günün ardından köpek acılar içinde ölür. Çingene tekrar aynı mekana gelir. Adam ise köpeğinin ölmesine o kadar üzülmüştür ki, çingeneyi daha sert bir şekilde oradan kovar. Bu kez, çingene parmağını adama doğrultarak anlaşılmaz sözlerini söyler. Kısa vakit sonra, genç bağcı da hastalanıp hayatını kaybeder. Aynı mekana son kez uğrayan çingene parmağını doğrultup mekanı işaret ederek sözlerini mırıldanır. Efsaneye göre, 1943 yılında Alman askerler bu mekana yıkmak için girerler. Ancak buraya giren askerlerin hepsi bilinmez bir hastalık sebebiyle ölür. Günümüzde arazi yaklaşık 81 yıldır boş durmaktadır. Öyle ki, Paris’in önde gelen semtinde yer almasına rağmen kimsecikler bu arazide bir şey inşa etmeye cesaret edememiştir.


Kaynakça

https://city-breaker.com/legendes-paris/#1522_homme-rouge

https://www.google.com/maps/d/u/0/viewer?mid=176EsZQ96j-B7W_CRdo_OXroBOxb7PExt&ll=48.85513334861547%2C2.360136166072051&z=14

Yazar Hakkında

Elif Türkmen

Yorum yap

Paylaş
Bağlantıyı kopyala