Gündem

Deprem Ertesinde Hatay

Yazar Sıla

Depremde en ağır darbe alan illerden biri olan Hatay’ın önemini bir Hataylının gözünden sizlerle paylaşıyoruz.

6 Şubat depreminde Hatay, en ağır bedeli ödeyen iller arasında yer aldı. Hatay’da, on binlerce insan deprem sonucu hayatını kaybederken en çok maddi zarar da burada meydana geldi.

Kültürel ve tarihi mirasıyla Türkiye için büyük bir öneme sahip olan Hatay’ı deprem sonrası yeniden inşa etmenin önemini ve kararlığını bir Hataylının kaleminden sizlerle paylaşıyoruz.

6 Şubat Depreminin Bilançosu

6 Şubat 2023 günü, Türkiye ve Suriye toprakları, bölgenin son iki yüzyıldır gördüğü en büyük depremlerle sarsıldı.

Resmi kaynaklara göre,1 Mart 2023 itibariyle 45 bin kimliği tespit edilen Türkiye vatandaşı öldü.

Bölgede hastane, okul ve havalimanı gibi devlete ait birçok önemli bina ve altyapı zarar görürken 582 bin bağımsız bölüm kullanılamaz hale geldi. Buna bağlı olarak Dünya Bankası, 1.25 milyon kişinin evsiz kaldığını açıkladı

Elbette ki bunların hiçbiri kuru birer figürden ibaret değil. Sayısız insanımız, dişinden tırnağından artırarak inşa ettiği evlerin altında can verdi. Kalanlar içinse ayrı bir zorlu süreç başladı. Her bir rakamın ardında katman katman acı yatıyor.

Aklımız fikrimız onlarla meşgulken bunlara değinmeden bir yazı hazırlamak çok zor geliyor. Ancak, herkesin tarihe not düştüğü bugünlerde biz de neden Hatay’ı el ele vererek inşa etmemiz gerektiği konusuna yoğunlaşmak istiyoruz.

En büyük yıkım Hatay’da meydana geldi

Dünya Bankası’nın raporuna göre, depreme bağlı yıkımların %36’sı sadece Hatay’da meydana geldi. Sonuç olarak 11 il arasında Hatay, toplam yıkımların üçte birinden fazlasını tek başına yaşadı.

Hatay Büyükşehir belediye başkanı Lütfü Savaş, kentte 21 bin kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Bu sayı toplam ölümlerin neredeyse %50’sini temsil ediyor.

Kaybettiğimiz canların yanında birçok ibadethane ve tarihi yapı da deprem sonucu yerle bir oldu.

Daha birçok şeyi kaybedebiliriz

Hatay hem kozmopolit dokusu hem de tarihi geçmişiyle Türkiye için önemli bir yere sahip. Depremle beraber kozmopolit yapı, değişme riskiyle karşı karşıya kaldı. Tarihi yapıların ise birçoğu yok oldu.

Depremin tehdit ettiği kozmopolit yapı

Hatay, asırlardır kozmopolit bir topluma ev sahipliği yapıyordu.

Hz. İsa’nın havarilerinden Saint-Pierre (Aziz Petrus) ilk vaazını Antakya eteklerinde verdi. Hristiyan adı ilk kez burada ortaya çıktı. Daha sonra Arapların bölgeyi fethiyle İslam dini yayıldı, Osmanlı İmparatorluğu dönemine dek devam etti.

Öyle ki, 1930’larda kayda geçen bir çalışmada, bu bölgede, en az sekiz farklı etnik ve dini grubun tespit edildiğini görüyoruz. Bunlar arasında Türkçe konuşan Müslüman, Arapça konuşan Müslüman, Alevi, Yahudi, Kürt, Çerkes ve Ermeniler var.

Bugüne dek farklı cemiyetler ve özellikle gayrimüslimler, sayıları azalsa da Hatay’da varlıklarını devam ettirdiler. Bu yönüyle Hatay, tarihi bir direnişe tanıklık ediyordu.

Nitekim, şehir merkezi Antakya’da kilise, sinagog ve camiye yan yana rastlamak mümkündü. Bu özelliğiyle Antakya, medeniyetler beşiği sıfatını göğsünü gererek taşıyordu.

Depremle beraber birçok tarihi ibadethane enkaza döndü. Anadolu’nun ilk camisi kabul edilen Habibi Neccar, Musevi Havrası, Rum Ortodoks Kilisesi, hepsi yerle bir oldu. Sayıları zaten gittikçe azalan Yahudi cemiyeti gibi gayrimüslim toplumun son temsilcileri ise enkaz altında hayatlarını kaybettiler.

Biz Hataylılar için çevremizdekilerle kurduğumuz iyi ilişkiler hep gurur kaynağı olmuştur. Kaybettiğimiz komşularımızı geri getiremeyiz ancak kalanların hatıralarına sahip çıkmak hepimizin görevi.

Çok kültürlülüğün mutfağı

Hatay çok kültürlülüğünü mutfağına da yansıtır. Olumlu iklim şartlarının da etkisiyle Hatay’da başka yerde bulamayacağınız kadar çeşitli ve enfes mezeler yersiniz. Usta aşçılar, titizlikle seçtikleri yeşillikleri et yemekleriyle harmanlarlar. Ünlü kağıt kebabı ve belen tava böyle doğmuştur. Hatta bu zenginlik bizim de önceki yazılarımızdan birine konu olmuştu.

Ne yazık ki, birçok yerel işletmenin yer aldığı Uzun Çarşı bölgesi depremde ağır hasar aldı. Örneğin, Vedat Milör’den tam puan alan Pöç Kasabı şu an harap halde…

Sadece restoran değil, aynı zamanda restoranların işlemesini sağlayacak tedarik zincirleri (künefeci, peynirci, baharatçı, kasap vs.) ve tarım alanları da zarar gördü. İş yeri sahibi esnafın bir kısmı ise bölgeden dışarıya göç etti.

2017 yılında UNESCO gastronomi şehri seçilen Hatay’da bu meslekleri yaşatamazsak birçok kültürel mirasımızı kaybedebiliriz.

Hatay’ın tarihi önemi nereden geliyor?

Hatay kuruluşu milattan önce 300 yılına dayanan antik bir şehir. Bugüne dek Helenistik, Roman, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde yerleşim yeriydi. Antakya, büyüklük ve önem bakımından Roma İmparatorluğunun en büyük üçüncü şehriydi.

Modern Türkiye Cumhuriyeti için önemi ise Fransız ordusunun bölgeyi işgal ettiği Birinci Dünya Savaşı sonrasına dayanıyor. O zamanki adı Sandjak d’Alexendrette olan Hatay, tartışmalı olmakla beraber 1938 yılına kadar Fransız mandası altında kalmış veya Suriye bölgesi ile yakın ilişki içinde olmuştur.

Ardından, 1938 yılında kurulan Bağımsız Hatay Devleti,1939 yılında Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasına karar vermiştir. Böylelikle, Türkiye Cumhuriyeti bugünkü topraklarına kavuşmuştur.

Hatay’ın Türkiye’ye katılışının oylandığı Hatay meclis binası da depremle yerle bir olan binalar arasında.

Hataylılar Geri Dönmeye Kararlılar

Depremin ardından vatandaşların bir kısmı kendi imkanlarıyla şehir dışındaki tanıdıklarının yanına gitti. Geride kalanlar ise ya imkanı olmayanlar da ya da şehri terk etmek istemeyenlerdi.

İlk günlerdeki can pazarı geçtikten sonra Hatay’da kalanlar, gidenlere geri dönmeleri yönünde çağrı yapmaya başladılar. Gidenler de bunun geçici olduğunu mutlaka dönmek istediklerini defalarca belirttiler.

Şehirde kalan esnaf ve işletmelere destek olmak için yerel fenomenler “buradayizhatay” isimli Instagram hesabını açtılar. Hesap birkaç gün içinde 38 binden fazla takipçiye ulaştı.

Sonuç

Deprem, hepimizin ruhunda telafisi güç derin yaralar açtı. Asırlardır süregelen bireysel ve toplumsal çabalarla yarattığımız şehirlerimiz, içinde sevdiklerimizle beraber yok oldu. Defalarca deprem sonucu yerle bir olan Antakya, sevdiklerimizi yanına alarak bir kez daha kayboldu.

Buna rağmen iyi planlanmış bir kalkınma projemiz olmazsa kaybedeceklerimizin kaybettiklerimizi de aşabileceğinin farkındayız. Bu yüzden daha kararlıyız. Umuyoruz ki bütün bileşenler el ele verip bu şehri yeniden ayağa kaldıracağız ve avlulu evlerde kalabalık sofralar etrafında yeniden buluşacağız.

O güne dek, sevgiyle…

Yazar Hakkında

Sıla

1 Yorum

  • Çok güzel ve doğru tespit edilmiş bilgiler. Bir İskenderun’lu olarak çok teşekkür ederim duyarlılığınız için.

Yorum yap

Paylaş
Bağlantıyı kopyala